Doç. Dr. Fatih Yaşlı
Akademisyen Yazar
Geçtiğimiz sene bu mecrada yayınlanan yazımın başlığını “Seçimsizleştirme: Günümüz Türkiye’sini anlamak için anahtar bir kavram” olarak belirlemiştim. Bir kavram olarak “seçimsizleştirme”, serbest seçimlerin resmen ortadan kaldırılmadığı ama iktidardaki partinin fiilen sandığı işlevsizleştirdiği, muhalefet üzerinde büyük bir baskı kurduğu ve rakiplerini seçime giremez hale getirdiği bir duruma işaret ediyorduç
19 Mart 2025’te İstanbul Belediye Başkanı ve ana muhalefet partisi Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanarak cezaevine atılmasıyla başlayan bu süreç halen devam ediyor. Üzerinden yaklaşık bir yıl geçmişken yargılamalar yeni başlamış durumda ve İmamoğlu bu süreyi yüksek güvenlikli bir cezaevinde ve büyük ölçüde izole edilmiş bir şekilde geçirdi. O esnada ise hakkında yeni davalar, soruşturmalar açıldı.
Ancak mesele İmamoğlu ile sınırlı kalmadı. Son bir ay içerisinde Türkiye’nin önemli turizm ilçelerinden Kuşadası’nın belediye başkanı, Bolu ve Uşak illerinin belediye başkanları ve son olarak da eski ve önemli bir şehir olan Bursa’nın belediye başkanı yolsuzluk iddialarıyla tutuklandı. Tüm bu belediye başkanlarının ortak noktaları ise CHP’ye mensup olmaları ve yapılan son yerel seçimleri kazanmalarıydı.
Geçen sene 19 Mart sonrası seçimsizleştirme sürecine halktan büyük tepki gelmiş, başını üniversite öğrencilerinin çektiği protestocular alanları doldurmuş ve protestolar iktidarı ciddi ölçüde rahatsız etmişti. Ancak bir süre sonra protestolar hem iktidarın baskısı hem de muhalefetin tercih etmemesi nedeniyle sonlandı ve bu da iktidarı görece rahatlattı.
Son bir ay içerisinde gerçekleşen tutuklamalara ise halktan ciddi bir tepki gelmedi, öğrenci hareketi yeniden toparlanamadı, büyük ölçekli protesto gösterileri düzenlenmedi, iktidarın düzenlediği operasyonlar adeta rutinleşti ve gündemdeki yerini daha az korur oldu.
Seçimsizleştirme sürecinde iktidarın kullanmayı düşündüğü bir başka araç da CHP’nin üç yıl önce yaptığı kurultayın yargı aracılığıyla iptal edilmesi ve partinin yeniden eski yönetime devredilmesi. Böylece partinin bölünmesi, kaotik bir süreç yaşaması ve Erdoğan’ın karşısına muhalefetin tek bir adayla çıkmasının engellenmesine dair hesaplar yapılıyor. Konuya ilişkin hukuki süreç devam ediyor ve mahkemenin iktidarın istediği yönde bir karar verebileceği herkes tarafından konuşuluyor.
Yine de tüm bunlar Türkiye’de halkın büyük çoğunluğunun mevcut iktidardan ve izlediği politikalardan hoşnut olduğu anlamına gelmiyor. İktidar, 2023 seçimlerini kazanmasının ardından enflasyonla mücadele adına yeni bir kemer sıkma programı başlattı ve programın başlamasının üzerinden yaklaşık üç yıl geçmesine rağmen enflasyon sadece dört puan düşürülebildi.
Üstelik enflasyon farklı gelir gruplarına farklı şekillerde yansıyor; yüksek gelir grupları enflasyondan daha az etkilenirken, özellikle gıda enflasyondaki hızlı artış alt gelir gruplarını son derece olumsuz bir şekilde etkiliyor ve bu da yoksulluğun derinleşip genişlemesini beraberinde getiriyor.
Ancak Türkiye’de işçi ve memur sendikaları güçsüz, çalışan kesimlerin sendikalı olma oranı da düşük olduğu için yaşanan ekonomik krize örgütlü bir şekilde tepki verilemiyor. Sosyal demokrat diyebileceğimiz CHP de Türkiye siyasetinde zayıf aktörler olan sosyalist partiler de halkın krizden kaynaklı hoşnutsuzluğunu politize edemiyorlar.
İktidar ise tabandan gelebilecek tepkileri anında bastırıyor. Örneğin Türkiye’nin en etkili tekstil sendikalarından biri olan Birleşik Tekstil Dokuma ve Deri İşçileri Sendikası’nın başkanı Mehmet Türkmen, etkili bir mücadele verdiği için tutuklandı. Benzer bir şekilde Ege Bölgesi’nde yer alan İkizköy’de maden şirketine karşı topraklarını savunan köylülere öncülük eden Esra Işık da tutuklanmış durumda.
Toplumsal muhalefetin ciddi bir basınç altında olduğu böylesi bir dönemde, CHP bütün stratejisini seçim ve sandık olarak belirlemiş gibi görünüyor. İktidarın seçimsizleştirme politikaları kabul ediliyor ve buna karşı sürekli erken seçim çağrısı yapılıyor, ancak bu çağrı iktidarı seçim yapmaya zorlayacak derecede bir basınç içermiyor. Bu nedenle de iktidar seçimlere kapıyı kapatmış durumda.
CHP ise erken genel seçimin kapısını açmak için bir “ara seçim” yapılması formülünü gündemine almış bulunuyor. Şu an Türkiye parlamentosunda 8 sandalye boş, eğer CHP’den 22 vekil istifa ederse ve 30 sandalye boş kalırsa, ara seçim yapılması gerekiyor. Ancak bunun için parlamentodan salt çoğunlukla karar çıkması şart. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) ve ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ise parlamento çoğunluğunu ellerinde bulunduruyorlar ve istifalar söz konusu olsa bile bu istifaları kabul etmeyerek CHP’nin seçime gitme planını boşa düşürebilirler.
CHP ara seçimleri bir tür referanduma, bir tür ön seçime dönüştürmek istiyor ama iktidarın buna yanaşmayacağı anlaşılabiliyor. Böyle bir durumda CHP bu sefer iktidarı seçimden kaçmakla, halk iradesine uymamakla itham etmeyi ve 2027’de yapılması planlanan seçime bu söylemle gitmeyi hedefliyor.
İktidar bugüne kadar izlediği ekonomi politikalarının sonuçlarını görebileceğini düşünerek seçimleri 2027’nin sonunda yapmayı planlıyordu. Ancak İran savaşıyla birlikte zaten hedeflerinden çok uzakta olan ekonomik programın bu hedeflere ulaşamayacağı açık bir şekilde görüldü. Türkiye’de önümüzdeki dönemde enflasyonun ciddi ölçüde düşme ihtimali bulunmuyor, bu da yoksulluğun daha da artması ve hoşnutsuzluğun daha da büyümesi anlamına gelecek.
Tam da bu nedenle giderek toplumsal rızayı üretmekte ve hegemonya tesis etmekte zorlanan iktidar, daha çok zora, güce başvurabilir ve muhalefet üzerindeki baskıyı artırarak sürpriz bir şekilde seçime gidebilir ve en az bir dönem daha Erdoğan’ın koltuğunu koruması sağlanabilir. Zor politikalarına ek olarak kemer sıkma programı terk edilip işçi, memur ve emekli maaşlarına yüksek oranlı zamlar yapılabilir, düşük kredili faizler verilebilir, borçlar silinebilir.
Şu an Türkiye’de siyasetin bir pat durumunda, bir kilitlenme halinde olduğu söylenebilir. İktidar ileri adım atamıyor ama muhalefet de iktidara geri adım attıramıyor. Aynı şekilde muhalefet de ileri adım atamıyor ama geri adım da atmıyor. Bu kilitlenme halinin taraflardan hangisinin yapacağı hamlelerle çözüleceği ise henüz bilinmiyor. Siyasete kısa da olsa verilecek bir yaz molasının ardından, sonbaharla birlikte gidişatın nereye doğru olacağını öngörmek biraz daha kolaylaşabilir, o zaman daha sağlıklı değerlendirmeler ve isabetli öngörüler yapmak mümkün hale gelebilir. O yüzden şimdilik hepimiz bu pat durumunu izlemeye devam ediyoruz.










