Manifesto deyince benim aklıma hemen devrimci Alman filozoflar Karl Marx ve Friedrich Engels’in birlikte yazmış olduğu “Komünist Parti Manifestosu” geliyor. İki dahi filozofun 1848’de yazmış olduğu bu yaklaşık 100 sayfalık cep kitabı formatındaki kitap, 20’nci yüzyılda dünyaya gelmiş kuşakların fikirlerini etkilemiş, daha iyi, daha eşit, daha güzel bir dünya kurma mücadelelerine yön vermişti.
Üzerinden tam 178 yıl geçmiş… Teknolojide insanüstü Yapay Zekâ’ya ulaşıldığı, fikirde ise Ortaçağ körlüğünün yaşandığı şu 21’inci yüzyılda ise filozoflardan çağ atlatıcı bir manifesto beklediğim yoktu doğrusu. Zamanımızın filozofları da siyaset bilimcileri de, en az çağımızın politikacıları kadar cahil, yetersiz ve korkak… Hemen itiraz etmeyin, ya o, bu, şu diyerek. İstisnalar kaideyi bozmaz.
Ama işte, bir manifesto, Nisan 2026’da zaten yazıldı ve ileri teknoloji çağındayız ya, Elon Musk’ın X’inde Palantir’in şirket hesabından yayımlandı: “Bize sıkça soruluyordu… Teknolojik Cumhuriyet özetle şudur: Alex Karp ve Nicholas W. Zamiska tarafından yayımlanan kitaptan alınan manifesto niteliğindeki yirmi iki madde.”
Bu giriş cümlesinin hemen ardından maddeleri tek tek sıralayarak yakın gelecekte nasıl bir dünya kurmayı planladıklarını açık etmiş oldular.
PALANTİR’İN “TEKNO-FAŞİZM CUMHURİYETİ”
Mossad-CIA-Siyonizm’in 2003 yılında tesis ettikleri yapay zekâ teknoloji devi Palantir’in dünyada kurmak istediği Tekno-Faşizm Cumhuriyeti’ni bu 22 madde çerçevesinde anlatmadan önce, gelin Palantir’i daha yakından tanıyalım.
Palantir sıradan bir yazılım şirketi değil. Karanlık güçler tarafından kurulan bu şirketin, yıllarca ne yaptığı önce açıklanmadı. Sonra perde yavaş yavaş aralandı ve Amerika ile İsrail orduları için veri analizi yaptıkları ortaya çıktı. Ancak, Palantir sadece veri toplayan bir şirket değil. Veriyi anlayan, yorumlayan ve karar öneren bir platform… Kısacası, bu şirket bir manifesto yayımladığında dikkatli okumak lazım. Çünkü sıradan bir teknoloji şirketi değil, ABD ve İsrail’in askerî yazılım kolu.
Şirketin adı da merak uyandırıcı, değil mi?.. Aslında sadece adının nereden geldiğini anlattığımızda tüm şecereleri, fikirleri ve zikirleri ortaya çıkmış olacak. “Yüzüklerin Efendisi” eserini duymuşsunuzdur. İşte, şirketin ismi buradan geliyor. Bu eseri okuyan ya da filmini izleyenler bilir, kötü güçlerin elinde uzak mesafeleri, geçmişi ve geleceği görmeye yarayan “gören taşlar” vardır. Bu gören taşların adı, Palantir… Yüzüklerin Efendisi’nde yer alan kötü güçler, Orta Dünya’nın özgür halklarını boyunduruk altına almak isterler ve bu hedeflerini
gerçekleştirmek için de Palantir adlı bu gören taşları kullanırlar. İşte, şirketin adı da tam isabet, Palantir. Şirketin kurucuları ve sırtlarını verdikleri karanlık güç odaklarının da bugünkü hedefi, Palantir’in teknolojik gücünü kullanarak dünyanın özgür halklarını boyunduruk altına almak.
Şirketin kurucu ortaklarından ve başlıca yatırımcılarından biri Peter Thiel. Thiel 1967 Frankfurt, Almanya doğumlu. Dijital ödeme sistemi PayPal ile Facebook’un kurucularından. Facebook’u daha sonra, Yahudi siyonist Mark Zuckerberg’e teslim etti. Peter Thiel, Donald Trump’ın siyasi yükselişinde de önemli bir isim… Palantir’in diğer ortağı ve CEO’su Alex Karp da 1967 doğumlu ve siyonist Yahudi bir ailenin çocuğu. Karp da Thiel gibi sıradan biri değil. Time dergisinin hazırladığı dünyanın en etkili 100 kişisinin yer aldığı güncel “Time 100” listesinde bulunuyor.
Tekno-faşizmi savundukları bu 22 maddeyi içeren Palantir’in siyasi manifestosu, Alex Karp ve Peter Thiel’in uzun süredir savunduğu yeni bir düşünce çizgisinin açık politik ifadesi olarak görülüyor. Bu çizgi, Silicon Vadisi’nin artık sadece yenilik üreten bir teknoloji merkezi değil, ulusal savunmanın ve devlet gücünün ayrılmaz bir parçası olması gerektiğini savunuyor.
Karp ve Thiel, fikirlerini 2025’te (İtalya’da da) yayımladıkları La Repubblica Tecnologica adlı kitapta anlattılar. Kitap, Platon’un “Devlet”ine gönderme yapan bir başlık taşısa da, gücü siyasetten alıp yapay zekâ merkezli bir teknoloji iktidarına devreden bir vizyon sunuyor. Kitabı özetleyen 22 maddelik manifesto, bu fikri daha doğrudan ve politik bir dille kamuoyuna sunuyor aslında.
MANİFESTODA, TEKNOLOJİ – GÜVENLİK – DEVLET ÜÇGENİ
George Orwell’in 1984 adlı eserinde anlattığı distopia’nın, İsrail’in bugün Gazze’de ve Ortadoğu’da yaptıklarına baktığımızda, daha gerçekçi bir yansıması olan Palantir manifestosu, teknoloji sektörünü devletin kalbine yerleştiren bir “silaha çağrı” gibi yorumlanabilir.
Manifesto, hibrit savaşlar ve asimetrik çatışmalar çağında yüksek teknolojinin stratejik bir altyapı haline geldiğini vurguluyor. Ancak önerilen çözüm, son derece tehlikeli: Teknoloji elitinin güvenlik elitine dönüştürülmesi ve yapay zekâ ile güvenliğin birleşmesi sonucu özgürlük alanlarının daraltılması…
Teknolojiyi askeri mantığa bağlayarak, itaate ve kontrole geçiş isteniyor. Teknolojik araçların devlet stratejilerine entegre edilmesiyle birlikte savunma ile manipülasyon arasındaki sınır da silinecek. Bu da demokrasiyi zayıflatarak, tartışma ve çoğulculuğu ortadan kaldıracak.
Siyasi kararlar teknoloji-askerî kompleksine bağımlı hale gelecek. Siyasetin, teknoloji-güvenlik ittifakının emrine girmesiyle, demokrasi fiilen ortadan kalkacak.
Palantir’in yayımladığı 22 maddelik manifesto, yapay zekâ silahları, zorunlu ulusal hizmet ve “bazı kültürlerin diğerlerinden daha geri olduğu” gibi ifadeler içeriyor. Örneğin “nükleer çağın sonuna yaklaşılıyor” tezi savunuluyor. Buna göre, caydırıcılık artık nükleer silahlarla değil, yapay zekâ sistemleriyle sağlanacak. “Mesele, yapay zekâ silahlarının yapılıp yapılmayacağı değil,
bunları kimin ve hangi amaçla yapacağıdır” deniliyor. Rakiplerin teatral tartışmalarla vakit kaybetmediği, ilerlemeye devam ettiği kaydediliyor.
Yazılım destekli “sert” güç araçlarının gerekliliği öne sürülüyor: “Yumuşak gücün ve süslü retoriğin sınırları ortaya çıkmıştır.” Ayrıca Amerikan gücünün, olağanüstü uzun bir barış dönemi sağladığı belirtiliyor.
Manifesto zaman zaman oldukça somut siyasi mesajlar da veriyor: “Savaş sonrası Almanya ve Japonya’nın hadım edilmesi geri çevrilmelidir” ifadesi yer alıyor. Hâlâ silahlanma açısından zayıf kalan Avrupa’nın, Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrası silahsızlandırılmasının bedelini ödediği ileri sürülüyor. “Japon pasifizmine teatral bağlılık” sürerse Asya’da güç kayması yaşanabileceği savunuluyor.
Palantir, mevcut söylemde farklı “kültürlerin” başarı karneleri hakkında konuşmanın “yasak” olduğunu öne sürüyor. “Oysa ki konuşulmalı” diyor. Ayrıca Amerika’nın “içi boş çoğulculuk“ cazibesine direnmesi gerektiği savunuluyor.
Tezlerde sık sık teknoloji şirketleri ile ABD devleti arasındaki ilişkiye değiniliyor. Örneğin ilk tezlerden biri şöyle: “Silicon Vadisi, yükselişini mümkün kılan ülkeye karşı ahlaki borç içindedir.” Bu borcunu ödemeli.
Palantir, uygulama geliştirme sınırlarının ötesinde düşünülmesini, büyüme ve güvenlik üreten bir teknoloji ekonomisini savunuyor. Dünyanın dört bir yanındaki güvenlik kurumlarına ürün satan şirket, “Silicon Vadisi şiddet suçlarıyla mücadelede rol oynamalıdır” diyor.
YAPAY ZEKÂ SAVAŞLARI
İnternet sitesinde Palantir’in hükümetler ile şirketlere gerçek zamanlı karar almayı destekleyen yazılımlar sunduğu belirtiliyor – “fabrikalardan cephe hattına kadar.”
Palantir’in 22 maddesine dönecek olursak: Asıl mesaj, 12. maddede saklı…
“Atom çağı bitiyor. Yeni caydırıcılık çağı yapay zekâ üzerine kurulacak.” 15. madde, “Savaş sonrası Almanya ve Japonya’nın silahsızlandırılması Avrupa ve Asya’ya pahalıya patladı. Bu ülkeler yeniden güçlenmelidir.”
Bu iki cümle bir araya gelince manifesto farklı bir anlam kazanıyor tabii. Ve bu 22 maddenin çoktan hayata geçirilmiş olduğunu da görüyoruz. Almanya ve Japonya daha bu manifesto yayımlanmadan silahlanma ve ordularını güçlendirme yolunda çok önemli adımlar attılar bile.
Savaşa hazırlık… 4. madde yumuşak gücün artık yetmediğini söylüyor. Güç bu yüzyılda yazılım üzerine kurulacak. 5. madde, yapay zekâ silahlarının yapılacağını söylüyor. Soru, kimin yapacağı… Rakiplerimiz tereddüt etmeyecek. 6. madde, zorunlu askerliğin yeniden gündeme gelmesi gerektiğini söylüyor. Bedele herkes ortak olmaksızın savaş olmamalı.
- madde, Elon Musk gibi büyük vizyonla hareket edenlerin alkışlanması gerektiğini söylüyor. Ama listenin iki maddesi özel… 12 ve 15… Bu iki madde, bir tez değil, bir ilan!
Neden Almanya ve Japonya? Almanya, Avrupa’nın kalbinde… Rusya’ya karşı NATO’nun Doğu cephesi… Ama Almanya’nın ordusu halen 1945 sonrasının kısıtlı yapısında…
Japonya Pasifik’in kalbinde… Çin’e karşı ABD’nin doğu kanadı. Ama Japonya anayasasıyla orduyu dış operasyonlar için kullanmıyor.
Palantir diyor ki, bu iki ülke askeri olarak zayıf kalmaya devam ederse ABD tek başına iki cephede duramaz. Almanya güçlenirse Avrupa’da Rusya’ya karşı ABD yalnız kalmaz. Japonya güçlenirse Asya’da ABD bu kez Çin’e karşı yalnız kalmaz. Yani bu aslında bir yük paylaşımı önerisi. Müttefikler kendi güvenliklerini taşımalı. Müttefikler yeniden silahlanmalı. Kime karşı?
Manifesto ülke ismi vermiyor ama işaretler çok açık.
- maddede “rakiplerimiz” derken kimi kastediyor? 15. maddede Asya dengesini değiştirecek güç hangisi? 4. maddede yumuşak güçle başa çıkılamayan taraf kim? Cevap hep aynı: Çin ve Rusya.
Atom çağının bitmesi ne demek? 12. madde atom caydırıcılığının sonunu ilan ediyor. Atom çağı 1945’te Hiroşima ve Nagasaki ile başladı. Sonrası 80 yıllık bir denge dönemi oldu. İki süper güç nükleer silahlarla birbirine karşı caydırıcılık kurdu. Bu caydırıcılık aşılmadı ama işlevini kaybetti. Çünkü savaşların yürüdüğü zemin değişti.
Son dönem operasyonlarında atom bombası belirleyici olmadı. Venezuela’nın çöküşü uçak gemisiyle değil, veriyle yönetildi. Körfez’in savunma sistemleri klasik caydırıcılığın eskidiğini gösterdi. Palantir şimdi bunu resmi olarak kayıtlara geçiriyor. Yapay zekâda üstün olan taraf önümüzdeki dönemin güvenliğini yazacak.
Neden şimdi yayınlandı? Palantir 22 maddeyi Trump’ın İran ile müzakere masasına oturduğu hafta yayınladı. Palantir diyor ki: Biz ABD’nin askerî yazılım kolu olarak masadayız. Çin’le mücadeleye hazırız. Bu mücadelenin kazanılması için müttefiklerin de yeniden silahlanması gerekiyor.
Arka planda bir şey daha var. ABD’deki teknoloji dünyasının yeni kuşağı eski dönemin “barışçıl teknoloji” anlayışından değil. Sağa yaslanıyor ve savaşa hazırlanıyor.
Palantir’in 22 maddesi rastgele yazılmamış. Her biri dikkatlice kurgulanmış.
Ve tüm maddelerin toplamı tek bir şeyi söylüyor: Yeni bir dönem başladı. Bu dönemde güç yazılımla ölçülecek. Kim ilk hareket ederse önümüzdeki yüzyılın teknoloji imparatoru olacak.
Avrupa yeniden silahlanmaya yönelirken, geleceğin savaşlarının anahtarı artık klasik ordularda değil, büyük teknoloji şirketlerinin laboratuvarlarında bulunuyor. Özellikle Elon Musk çevresindeki şirketler ile Çin’in askerî araştırma merkezleri, yapay zekâ ve dron teknolojileri üzerinden yeni bir küresel güç mücadelesi yürütüyor. Bu bağlamda Palantir’in rolü öne çıkıyor. Şirketin yapay zekâ sistemleri hem Gazze’de hem de İran’la yaşanan son gerilimlerde hedef belirleme süreçlerinde kullanıldı. Ancak asıl dikkat çekilmesi gereken nokta, Palantir’in giderek özel bir şirketten çıkıp ABD’nin siyasi ve askeri yapısı üzerinde etkili olmayı hedefleyen dev bir teknoloji gücüne dönüşmesi…
Palantir’in CEO’su Alexander Karp, Çin’in yükselişini durdurmak için enerji tedarik zincirlerinin (İran, Nijerya, Venezuela gibi ülkeler) kesilmesi gerektiğini savunuyor. Ayrıca yeni silahların etkinliğinin anlaşılması için bunların gerçek savaş alanlarında test edilmesi gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle İran’a yönelik savaş, ABD için aynı zamanda dev bir askerî teknoloji deneyi niteliği taşıyor.
Karp’ın düşüncesi sadece askerî stratejiyle sınırlı değil. Ona göre dünya “ilerici” ve “gerici” uygarlıklar arasında bölünmüş durumda ve demokratik değerlerin cazibesi artık yeterli değil; Batı’nın (özellikle ABD’nin) üstünlüğünü koruması için sert güç kullanması gerekiyor. Bu yaklaşım, yeni bir tür teknolojik emperyalizm anlayışını beraberinde getiriyor.
Karp, ayrıca, Almanya ve Japonya’nın yeniden silahlandırılmasını, Rusya ve Çin’e karşı ABD adına vekâlet savaşları yürütebilmeleri için gerekli görüyor. ABD’nin ekonomik çıkarları ise Avrupa ve Japonya’nın sanayisizleşmesi ve buna karşılık Kuzey Amerika’nın yeniden sanayileşmesiyle güçlenecek.
Karp, 1929’da Alman filozof Carl Schmitt’in Barcelona’da yaptığı bir konuşmaya atıfta bulunuyor. Schmitt, modern çağın “teknik çağı” olarak görülmesinin geçici olduğunu, asıl belirleyici olanın teknolojiyi ele geçirecek kadar güçlü bir siyasi güç ve bu zeminde oluşacak dost – düşman ayrımı
olduğunu savunmuştu. Karp, bu sözlerin bugün gerçekleşmekte olan bir siyasi dönüşümün habercisi olduğunu belirtiyor. Schmitt’e göre teknoloji hiçbir zaman gerçekten nötr değildir; her zaman bir araç ve silahtır. Bu nedenle, teknik ilerlemenin ideolojilerin yerini alarak toplumu “tarafsız” bir zemine taşıyacağına
inanan liberal düşüncenin bir yanılsama olduğu vurgulanıyor.
Görünen o ki, bu Schmitt’çi bakış, günümüz ABD’sinde yükselen sağcı yüksek teknoloji oligarşisi tarafından benimsenmiş. Bu çevrelere göre siyasal iktidarın yolu, teknik ile güç arasındaki birleşmeden geçiyor. Donald Trump’ın yükselişi ve onu destekleyen hareket, bu birleşmenin artık mümkün olduğu inancını güçlendirmiş durumda.
Son bakışta tekno-faşizmi savunan Palantir’in manifestosunun ne kadar tehlikeli olduğu ortada… Dünyadaki gelişmelere baktığımızda bu manifestodaki 22 maddenin çoktan uygulamaya konmuş olduğunu da görüyoruz. Ancak bu Yüzüklerin Efendisi’ni çok beğenen Palantir’in başındaki beyler, muhtemelen filmi sonuna kadar izleyememiş ve kitabı bütünüyle okuyabilme becerisi gösterememiş. Yoksa filmde büyük bir dayanışma içine girerek özgür kalma mücadelesini kazanmış halklar tarafından Palantir’in yok edildiğini hatırlar, 22 maddeyi yazıp
yayımlamadan önce bir kez daha düşünürlerdi. O kadar kolay değil! Bu tekno-faşist beylere hatırlatmış olalım.
Palantir Manifestosu / 22 Maddenin Özeti
- Silikon Vadisi’nin ABD’ye ahlaki borcu vardır. Teknoloji devleri, yükselişlerini mümkün kılan devlete güvenlik alanında geri hizmet vermelidir.
- “Boş pluralizm” Batı’yı zayıflatır. Karp’a göre kültürel çoğulculuk, değer üretmeyen bir çeşitlilik anlayışına dönüşmüştür.
- Batı’nın kültürel üstünlüğü korunmalıdır. Bazı kültürlerin ilerici, bazılarının “gerici” olduğu iddia edilir.
- Ücretsiz uygulamalar ve günlük teknoloji yeterli değildir. Silikon Vadisi’nin odağı ulusal savunma olmalıdır.
- Soft-power dönemi bitiyor. Artık askerî güç ve teknoloji temelli “hard power” belirleyici olacaktır.
- 21. yüzyılın gücü yazılımla inşa edilecektir. Yapay zekâ, yeni askeri üstünlüğün temelidir.
- Nükleer çağ sona eriyor. Yerini yapay zekâ temelli caydırıcılık alacaktır.
- AI silahları kaçınılmazdır. Soru, “yapılacak mı?” değil, “kim yapacak ve hangi amaçla?”dır.
- ABD, AI silahlanmasında lider olmalıdır. Rakiplerin (özellikle Çin’in) geride bırakılması gerektiği savunulur.
- Teknoloji şirketleri ulusal güvenliğin parçası olmalıdır. Sivil teknoloji ile askerî teknoloji arasındaki sınır kalkmalıdır.
- Zorunlu ulusal hizmet yeniden düşünülmelidir. Toplumun savaşın risk ve maliyetini paylaşması gerektiği öne sürülür.
- Ordu sadece gönüllülerden oluşmamalıdır. Karp, geniş tabanlı bir ulusal hizmet modelini savunur.
- Almanya ve Japonya’nın savaş sonrası “silahsızlandırılması” yanlıştı.
- Batı’nın güvenliği için müttefiklerin militarizasyonu şarttır.
- Devlet görevlileri “kamusal rahipler” gibi görülmelidir. Karp, kamu hizmetine neredeyse kutsal bir rol atfeder.
- Dinin kamusal hayatta daha fazla yeri olmalıdır.
- Teknoloji elitleri aynı zamanda güvenlik elitleri olmalıdır. Yani Silikon Vadisi, savunma stratejisinin merkezine yerleşmelidir.
- Tartışmalar ve etik kaygılar “oyalayıcı”dır. Rakipler hızla silahlanırken Batı’nın zaman kaybetmemesi gerektiği savunulur.
- Devlet – teknoloji entegrasyonu kaçınılmazdır. Bu, eleştirmenlerin “tekno-faşizm” dediği noktadır.
- Ekonomik büyüme ve güvenlik Batı’nın meşruiyetinin temelidir.
- Teknoloji şirketleri ulusal çıkarlar doğrultusunda yönlendirilmelidir.
- Batı’nın geleceği, AI temelli askerî üstünlüğe bağlıdır?










